27 Mart 2012 Salı

Dostluk...

Günlük hayatta insanlarla olan ilişkilerimde, arkadaşlıkların değerini ve iyi dostlara sahip olmanın önemini ve verdiği mutluluğu gittikçe daha çok farkediyorum. Arkadaşlarımı çok seviyorum gerçekten.....
        hepsi farklı kültürlerden, farklı çevrelerden, farklı yerlerden gelmiş olmalarına rağmen herkesin içinde diğerlerinden farklı, eşsiz ve benzersiz bir hazine yatıyor. Her bir arkadaşım kişiliğimin farklı yönlerine hitap ediyor ve hepsinden farklı ve değişik şeyler öğreniyorum. Yaşamla ilgili gözlemler, hayatın sevinçleri ve hüzünleri, deneyimler, tavsiyeler... hepsi arkadaşlarla paylaşıldığında anlam kazanıyor.
         Kendimi bildim bileli çevremdeki insanlardan enerji aldım ve onların varlığıyla mutlu oldum. Hiç bir zaman üzgün ya da sıkıntılı anlarında tek başına kalmak isteyen ve yalnızlığına sığınan insanlardan olamadım, aksine bu gibi zamanlarda etrafımda ne kadar çok insan olursa o kadar daha iyi hissettim kendimi, acımı o kadar çabuk unuttum. İnsanın sosyal bir varlık olduğu gerçeğinin yanısıra, paylaştıkça mutluluğun arttığını ve üzüntülerin azaldığını kendi gözlerimle gördüm, yaşadım.      

       Bir toplulukta sevgiyi bilen ve içinde taşıyan insanları hemen ayırdedebilirsiniz. Gözleri ışıldayarak konuşan, etrafına adeta enerji ve ışık saçan, almaktan çok vermeyi tercih eden, kendini dinletmekten çok başka insanları dinlemeyi amaç edinmiş, bağıra çağıra değil de ipeksi, yumuşak bir ses tonuyla konuşan, insanın içine huzur veren insanlardır onlar. Yanlarında olmak bize mutluluk verir, kendimizi iyi hissettirir.       Şu ana kadar yaşadıklarımdan öğrendiğim en önemli şeylerden biri, kendimizi ve insanları sevmenin yaşamı ne kadar sihirli bir bahçe haline getirdiği. Bazen arkadaşlarımla (ya da hiç tanımadığım insanların arasında dahi) otururken önce etrafımdaki insanlara, daha sonra da insan ırkının geneline karşı bir sevgiyle doluyor içim. Zalim ve savaşa yatkın bir türüz belki ama benim etrafımdaki insanlara bakarken aklımdan daha çok insanlık olarak yarattığımız güzel şeyler, sanat eserleri, güzel binalar, büyük aileler, şehirler, uygarlıklar.. kısacası bu dünyayı kendimizin kılan ve güzelleştiren her şey geliyor. Bütün bunları düşündükçe insansız bir dünyanın ne kadar yavan ve anlamsız olacağını farkediyorum ve içim tüm insanlığa karşı büyük bir sempati ve sevgiyle dolup taşıyor adeta. Bazen arkadaşlarıma ya da aileme yeteri kadar zaman ayıramadığım zamanlarda zamanımın mucizevî bir şekilde ikiye ya da üçe katlanmasını diliyorum herkesle istediğim kadar zaman geçirebilmek için. Ama imkansız bu tabii ki.
       Aynı şekilde bir toplulukta kendisine sevgi gösterilmemiş ve dolayısıyla sevmeyi bilmeyenleri de kolayca farkedebilirsiniz. Sevgi görmedikleri için sevgi veremezler. En başta kendilerini sevmeyi bilmediklerinden, başkalarını hiç sevemezler. Böyle insanlar baştan şanssızdırlar çünkü yaralanmışlardır. Birileri bir şekilde canlarını feci acıtmıştır ve bunun intikamını hayattan, etrafındakilerden ve en kötüsü de kendilerinden almak isterler. Bu tür insanlar kendilerini ve etrafındakileri sürekli hırpaladıkları ve hiç bir şekilde mutlu olamadıkları için sizin varolan pozitif enerjinizi de adeta emerler. Yanlarında huzursuz olursunuz adeta. Olur da yardım amacıyla ve iyi niyetle elinizi uzatırsanız canınızı acıtırlar. Böyle insanlara 'dikenli insanlar' diyorum genelde. Onlara dokunmak için uzattığınız elinize adeta dikenlerini batırmalarından ötürü.

      Yaşamım boyunca böyle insanlarla çok karşılaştım. Böyle 'dikenli insanlarla karşılaştığımda genelde onlara acırım, hayatı hem kendileri için, hem de etrafındakiler için yaşanmaz bir hale getirdikleri için ve büyük bir olasılıkla ne yaparlarsa yapsınlar mutlu olamayacakları için. Acımamın bir başka sebebi de onların etrafındakileri bu denli yaralamaya çalışmalarının ardında gördüğüm sebeptir: kendi içlerinde çok büyük yaralar olmasıdır. Onlar benim gördüğüm ve içinde büyüdüğüm sevgiyi bulacak kadar şanslı olmamışlardır hayatlarında ve bunun acısını hayatın kendisinden çıkarmak isterler. Siz ne kadar iyi niyetli olursanız olun, gerek sözleriyle, gerek davranışlarıyla sizi sürekli acıtmaya çalışırlar. İnsanları sevmenin bireyi ne kadar özgürleştirdiğini ve huzurlu kıldığını görseler, eminim kendilerini diğer insanlardan üstün görme huylarına ve sürekli etrafındakilerin kusurlarını arama çabalarına son verirlerdi.
        İlk gençliğimde ve 20’li yaşların başlarında (belki de çocukluk ve ilk gençliğin getirdiği saflıkla) böyle insanlara çok iyi davranarak onları tekrar aramıza kazandırabileceğimizi düşünürdüm hep. Sevginin her şeyi yeneceğini düşünerek tek taraflı ve iyi niyetli çabalarımı sürdürmeye çalışırdım onlarla olan arkadaşlıklarımda. Ancak sonradan gördüm ki bu her şeyi zorlaştırmaktan başka bir işe yaramıyor. Bu gibi insanlar hem enerjimizi alıyor bizden, hem de onları hayatımızın içinde tutma ve kaybetmeme çabalarımız genelde boşa gidiyor.
      Bu yüzden artık böyle insanlardan mümkün olduğunca uzak duruyorum. Arkadaşlarımın hepsi de benim onlara verdiğim sevgi ve enerjinin kat kat fazlasını bana geri veren, bana huzur veren çok değerli dostlarım şu anda. Eğer 'dikenli bir insan'la karşılaşırsam ne ondan nefret ediyorum ne de onu çok seviyorum, o insanla ilişkilerimi gitgide azalttığımdan o nötr bir şekilde hayatımın dış çeperine doğru kayıyor zaten zamanla.

        Kendini sevmek ve insanları sevmek.. Çevremizdeki insanlardan enerji alıp, onlara enerji vermek. Pozitif düşünmek, iyilikle bakmak dünyaya, sevmek, sevilmek.. O kadar önemli ki. Mevlana'dan, Yunus Emre'den bize miras kalan insan sevgisi, dünyadaki bütün kötülükleri yenecek ve savaşları durdurabilecek kadar güçlü bir silah aslında, ancak bunun farkına varmamız bazen bir yaşam süresi kadar uzun zaman alıyor.

Alıntı       

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder