29 Şubat 2012 Çarşamba

Diyemedim...

Kalbime misafir ol diyemedim.
Utandım hep senden seviyorum demekten
Utandığıma utandım iş işten geçerken
Bir resmin kaldı şimdi bana yoldaşlık eden
Kendimden korktum belki, gel diyemedim
Soldurdum kendimce açan çiçekleri
Bahane nedir ki gördüm gerçekleri
Zamanda dönmüyor şimdi asla geri
Öyle pişman oldum ki, sev diyemedim

Sev Diyemedi Gönlüm 
Gönül Bahçemde Açan çiçek ol diyemedim
seni bu kadar çok özleyeceğimi 
( Not : Şiir Alıntıdır )


İçinizde Sevda Çanları Çalanlar Konuşun Gönlünüz Git Diyorsa Gidin Son Pişmanlık Fayda Etmiyor..Seviyorsanız Hoşlanıyorsanız Kilit vurmayın gönlünüze...Keşkde Söyleseydim Sevdiğimi diye 
(OsmanlıTugrası)

Rüyamda Bile...

Dağ Çiçeği Gibi Ulaşılmaz Sandım Seni Yanılmışım...
Aşkın Kör Etmiş Beni ,
Sevdan Ayaklarımı Yerden Kesmiş Düşünememişim ,
Sevdam nereye götürürse bedenim oraya koşmuş ,
Koşarken Görmemiş Gözlerim Duymamış Kulaklarım Senin Yanlışlığını , 
Her gelişinde Güneş Açardı Dünyama zannederdim , 
Yalancı Güneşine Aldanmışım..
Sen Benim Dünyamda Değil Rüyamda Bile Olmazsın... 
Rüyamda Bile...


Yazar: OsmanlıTugrası

Yalnızlık limanındaki Tek Tekne Benmiyim

Yalnızlık limanındaki Tek Tekne Benmiyim , 
Benmiyim Yanlızlar Rıhtımında , 
Yanlızlar limanında Geceyi Dost Bilen , 
Kimi zamanda Hasretle Güneşin Doğmasını Bekleyen, 
Bazen Hiç Doğmasın Güneş Diyen...
Benmiyim Yanlızlık Limanındaki Tek Tekne benmiyim
Virane Gönlüyle Birlikte... Sevdalısını Bekleyen...

Yazan:OsmanlıTugrası

Sor Bakalım Yüreğine

Yüreğine Sor ?  
Bu Gönlü Hatırlarmı..
Söze Gelirmi... 
Hatırlarmı Yaşadığı Sevdayı 
Hüzünlenirmi Benim Gibi
Benim Gibi..
Yanlız Geçen Günleri
Hatırlarmı 
Sevda filiminde
Görürmü Seni ve Beni
Sor Bakalım Yüreğin Hatırlarmı Bu Virane Gönlü... ??


Yazar:OsmanlıTugrası

İyisiyle Kötüsüyle Bir Güne Merhaba

Ömürden yeni bir gün geçti yeni bir güzel güne merhaba dedik, geçmiş günü iyisiyle kötüsüyle geride bıraktık özlemlerimizi sevdamızı belki bir sonraki güne aktardık , yeni bir başlangıç için , yeniden hayata merhaba diyebilmek için , kimimiz belki yeni bir işe , kimi kalpler bugün birleşiyor imzayı atıyorlar ömür boyu aynı yastığa baş koymak için , yazıyı yazdığım an itibariyle bir evde bir çocuğun dünyaya gelişinin mutluluğu yaşanırken , başka bir ailede bir ölümün bir anne bir baba kardeş arkadaşın kaybedilmesinin hüznü yaşanıyor...  

İşte Böyle bir güne yeniden merhaba, merhaba diyemiyenler dahi oldu gözlerini açamadı bugüne mezar taşına bugünün tarihi yazıldı ,  konuşamayıp gözleriyle güne merhaba diyenler , gözleri kapalı ama gönül gözü açık olup güne merhaba diyenlerde var  gün herkes için başladı iyisiyle kötüsüyle... 

Önemli olan günü geride bırakırken  dönüp arkamıza baktığımızda yaptıklarımız olacak , belki yaptığımız bir ömür boyu aklımızdan çıkmayacak , belki bir hata yapacağız  bir gönülü kıracağız  dönmemecesine belki bir gönüle gireceğiz çıkmamacasına.... 

İyisiyle kötüsüyle bir güne merhaba....

Yazar :OsmanlıTugrası

28 Şubat 2012 Salı

Yüreğine Sor

Zamanın ellerinde yalnızlıklar ateş, ayrılıklar kor, 
Aynalardaki yorgun benim, istersen yüreğine sor... 


Yazar:Ahmet BELTEKİN

Unutulmaz Bir AşK diledim

Ben Unulutulmaz Bir Aşk  Unutulmaz Bir Sevda Diledim ... Bana Kalan Ayrılığı Acıyı Hüznü Anlatan Sözlerim ve Şiirlerim Kaldı...  (OsmanlıTugrası)

Keşke...

Bagzen ne istiyorum biliyormusun 
seni tanidigim gune donmeyi
ama biliyorum ki bu imkansiz
keske sana olan sevdamı anlatabilseydim 
O güne dönüp,
keşke ceylan gözlerini 
keşke buğday sarısı saçları
Görmeseydim...Keşke...
Keşkeler Yaşanmayacığını Şimdi 
Anladım Şimdi Farkına Vardım..
Ben Bilinmez bir yola 
Seninle Ama Sensiz..
Bir Fotoğrafınla Girdim... 


Yazar :OsmanlıTugrası

Seni Seviyorum Diye Bilseydim...

Seni Seviyorum Diye Bilseydim...
Şelaleden Akan Sert Sular Gibi 
Haykırsaydı Gönlüm..
Gönlümdeki Fırtına Söze Gelseydide
Seni Nasıl sevdiğini 
Sözlerle Şiirlerle Dile Getirseydim...
Seni Seviyorum Diye Bilseydim....


Yazar: OsmanlıTugrası

Sendeki Beni Geri ver Çık Git Dünyamdan..

Gönlümede küstüm senin sevginden ,
Seni Sevip de Bırakamadığın dan , 
Bir Sözüne Kandığın dan , 
Bir Bakışına Aldandığın dan Küstüm Gönlüme ,
Neden mi ?
Bir Vefasızı Taş Kalpliyi
neden Bu kadar çok değer verdin diye
Sevdi Diye... 

Ağlama Gözlerim Sen Ağlama ,
Bilmesinler Görmesinler Göz Yaşlarımı , 
zaten Gecelerin Sessizliği Göz Yaşınla Boğuluyor, 
Gönül Bahçesindeki fidanlar göz yaşıylamı beslenecekti , 
göz yaşıylamı yeşerecekti, 
Git Gönlümden Giderkende sendeki bana ait olan 
Yüreğimi Geri ver Geri ver... 

(OsmanlıTugrası)

27 Şubat 2012 Pazartesi

Aşk Kapıyı Çaldığında

   
       Hep özlediğim, beklediğim aşkın böyle aniden kapımı çalıvereceğini, izin almadan yüreğimde bir köşeye yerleşeceğini hiç düşünmememiştim. Göz göze geldiğimiz anda. Başımdan aşağıya buzlu su dökülmüş gibi hissettim.
       Bakışları içimi titretti, bilmediğim, tanımadığım bir dünyanın kapıları açılıverdi önümde... Kimde, neydi, hangi sınıfta öğrenciydi, daha önce onu görmemiştim. Bütün gün bu sorularla boğuştum. İlk şoku atlatıp kendime geldiğimde okulda onu aramaya başladım. Gerçeği öğrenmem hiç zor olmadı tabii ki! Suratıma tokat gibi çarpan gerçeği...
       O okulumuzda yeni görev yapmaya başlamış bir öğretmendi çok genç olduğu için öğrencilerden ayırt etmek mümkün değildi. Böyle şeyler yalnız filmler de olur sanırdım. Oysa ben sırılsıklam aşık olmuştum. Gözleri başımı döndürecek kadar güzel olan yalnızca adını ve öğretmen olduğunu bildiğim biri, kısacık bir zamanda hayatımı değiştirivermişti.
       Ona aşık olmam benim suçum muydu? İnsan hesap kitap yaparak aşık olmazdı ki? Tamam itiraf etmeliyim, ben pek normal biri değilim. Başkalarına göre farklı yanlarım çok., özellikle de aşk söz konusuysa hiçbir zaman sıradan biri olmadım ama bu kez tamamen kaderdi. Sonunda ona söylemeye karar verdim. Madem aşık olacak kadar cesaretliydim, söyleyecek kadar da cesaretli olmalıydım.
       Söyledim. Şaşkınlığımı ifade edecek sözleri şu an ben bulamıyorum. Düşün bir kez, çat kapı bir öğrenci geliyor ve ‘’ ben sizi gördüğüm ilk andan beri seviyorum’’ diyor. Ne hissedersiniz bilemem ancak o bana karşı çok olgun, anlayışlı davrandı. Yaptığım çocukluklarla hayatını cehenneme çevirdiğim halde sevgiyle yaklaştı.. incitmemek için çok uğraş verdiğini şimdi anlıyorum oysa o zamanlar çok incitmiştim. Bir gün bana hak vereceksin demişti evet onu anlıyorum ve hak veriyorum. En doğrusunu yaptı. Zaman belki çılgın aşkımı bitirdi. Ama ona olan saygım ve sevgim sonsuza kadar sürecek.

Alıntıdır...

AŞK hekayesi - Azerice Azeri Dostlara Salam Olsun..

(Bir qız və oğlan motosıkletdə saatda 160 kilometrdən artıq gedirdilər.)

Qız: Yavaş sür, qorxuram!
Oğlan:Yox,maraqlıdı
Qız: Hec də maraqlı deyil.Nə olar yavaş sür!
Oğlan: Onda de ki Səni Səvirem
Qız: Yaxşı, Səni Sevirəm.Indi yavaş sürəcəksən?
Oğlan: Məni bəəərk qucaqla.
(Qız onu qucaqlayır)
Oğlan: Mənim dəmir papağımı gotürüb oz başına qoyarsan? Məni narahat edir

Bir gün sonra xəbərlərdə: Tormoz işləmədikdən, motosıklet qəzaya düsüb və iki nəfərdən yalnız biri sağ cıxıb.

Heç demə oğlan yolda bilib ki, tormoz işləmir, amma istəmirdi ki, qız bilsin. Qızdan ona görə də üç xahiş var idi: dedi ki, onu sevdiyini söyləsin, onu axırıncı dəfə qucaqlasın və dəmir papağı taxsın. Özünün ölməsi ilə nəticələnsə də, qızın yaşamağını istəyən oğlan qəzada vəfat etdi.



Alıntıdır..

SEVGI SEIRLERI - Azerice Sevgi Şiirleri -

Sevgin ürəyimdə qərib düşübdür,
Yurdu talanıbdır yuvası uçub.
Gecələr sığınıb ümid payına
Dərin baxışında yuxu da susub.

***
Zaman çox yarama bil sığal çəkib,
Amma dərinlikdə nə çox qəm-kədər.
Nə çox iztirab var, nələr bilmirəm
Bəlkə ürək yatır bir ümman qədər.

***

Daha fikirlərim darma-dağındır,
Yolumun əvvəli başı görünmür.
Bəxtim daş içində sükut bağlayıb
Ayılan zamanı yaşı görünmür.
***

Özümü danlayıb günahkar deyə,
Elə hey kirpiklə od qaldırmışam.
Gözümü yollardan yığmışam daha
Özüm mən özümə dayaq olmuşam.

***
Ruhum bədənimdə hər çırpındıqca
Titrək baxışından sevgi ummuşam
İnsaf yaxşı şeydi, illər boyunca
Taleyin yükünü tək daşımışam.

***

Əlim yollarına uzalı qalıb
Belə çox çəkəcək uzun illər də.
Mənə dinclik vermir ,rahatlıq vermir
İttiham eyləyir xatirələr də.

***

Qəmim qəmim üstə yığılıb indi
Mənsə, bir ümidi dayaq bilmişəm.
Ömrün o başından dər ocağına
İri addımlarla qonaq gəlmişəm.
***

İllər bir dayağı qənimət bilib,
Nə səbrim vardısa, aldı apardı.
Ümid çırağımı söndürüb qəfil,
Qədər yaman yerdə pis axşamladı.

Alıntıdır....

Twitter Dostlarına

Şu anda yazmış olduğum yazılar , şiirler  ve sözlerim twitter dada paylaşılıyor olup , yanlız ben çeşitli sebeplerden dolayı online olamamaktayım.. Kısa Süre İçinde Aranıza katılacağımı umuyorum..Saygı Ve sevgilerimle..

OsmanlıTugrası.




Not: OsmanlıTugrasının Şiir Defterinden Şiirleri ve Yazıları OsmanlıTugrası Adına  Bloğu Aracılığıyla Yayınlanmaya Devam Edecektir..Sevgilerimizle.. ( Osmanlı Sevdalıları )

Aşk Budur...

Aşk Budur...

Öyle tesadüfler vardır ya: Bir otobüs durağında poşetlerle beklerken, rastlaşırsınız aniden...

"Bu o..." diye içiniz titrer. Bir zamanlar yüreğinizi yakan aşık, sarkmış göbeği, ağarmış saçlarıyla karşınızdadır... İki elinde iki çocuk...

- Nasılsın?

- İyiyim... Ya sen?...

- Kızın amma da büyümüş... Benim de var 10 yaşında...

- Annen, baban?..

- Babamı kaybettik. Annem hasta...

- Mutlu musun?

Sessizlik...

- Telefonumu vereyim, ararsın belki...

İki yanakta iki masum buse; biri eski sevgiliye, diğeri onunla birlikte yitip giden maziye...

"- Kimdi o amca anne?.."

Yüreğinizde belli belirsiz bir iç çekme ve aklınızda hınzır bir soru işareti:

"Acaba?.."

*****

Aliye ile Ramazan' in aşk hikayesinde buna benzer bir hüzün gizliydi. Gerçi öyküleri, önce hakli olarak bir "tip rezaleti" olarak yansıdı Milliyet' in manşetine...

Ancak Ayşegül Aydoğan' ın haberi en az ilki kadar hazindi: Polis memuru Ramazan Bey, öğretmen Aliye Hanım'a 1954'te Karabük'te evlenme teklif etmiş. Annesine bakmak zorunda olduğundan kabul edememiş Aliye... Bir başkasıyla evlenmiş Ramazan... Üç çocuğu olmuş, ancak Aliye' yi hep aklında, göğsünde saklamış.

Gün gelmiş, eşi göğüs kanserine yenik düşmüş. Ailesi "3 çocukla bir başına bas edemezsin, evlen" diye tutturmuş. O da "Yıllar önce bir sevgilim vardı, evlenirsem onunla evlenirim" demiş.

17 yıl sonra gençliğinin Karabük' üne dönmüş ve Aliye'nin peşine düşmüş. Öğretmenlik yaptığı okulda bulmuş onu... Müdürün odasında beklemeye koyulmuş. Aliye odaya girip de eski aşkını karşısında görünce şaşkınlıktan dışarı kaçmış. 17 yıl önceki teklifi yinelemiş Ramazan:

"- Evet" demiş bu kez Aliye öğretmen...

28 yıl evli kalmışlar. İkinci baharı yaşamışlar. Malum, ikinci bahar, "son" bahardır. Orada aşk, hayatla cilveleşmekten çok, hayat denilen çileyi birlikte göğüslemektir.

71 yıllık yorgun kalbi teklemiş bir gün Aliye'nin... Ramazan bir ambulansla hastaneye yetiştirmiş eşini... Kabul etmemişler, paraları yok diye... Sonra bir başkasına... Yine ret... Aliye Hanım ölümün eşiğinde duyuyormuş Ramazan Bey' in çırpınışlarını; "Allah'ım bunlar ne yapıyor" diye ürperiyormuş. Ramazan Bey "ilk göz ağrım gidiyor" diye sızlanıyormuş için için...

"Ona bir şey olursa ben ne yaparım?.."

Sonunda Ramazan Bey'in yeğenlerinin parasıyla bir özel hastaneye yatırabilmişler. Sağ eli sımsıkı eşinin avucunda...

"İlk bahar"da çoğunlukla imkansızlıktır aşkı filizleyen, besleyen; "son bahar"daysa fedakarlık...

Bütün Dünya dergisinde vardı; çocuklara "Aşk nedir" diye sormuşlar. Söyle demiş afacanlardan biri:

"Anneannem sırtından hasta olmuştu. Eğilemediği için ayaklarına oje süremiyordu. Dedem devamlı elleri titremesine rağmen ananemin ayaklarına oje sürüyordu. Bence aşk budur."

 Yazar : Can Dündar

60 Yıl Süren Bir AŞK Hikayesi

Buz gibi bir günde hizli hizli yürürken, birden ayagimin ucunda bir cüzdan gördüm..

Hemen aldim. Sahibini gösteren bir kimlik vardir diye acele acele açtim..
Üç dolar çikti.. Bir de burusmus, sararmis, eskimis mektup..
Belligi yillardir, o cüzdanin içinde duruyordu. Zarf öylesine harap olmustu ki.Sadece tepedeki "Iade" adresi okunabiliyordu. Mektuba bir göz attim. Bir ipucu bulma ümidi ile.. Birden tarihi gördüm.. 1924.. Mektup nerdeyse 60 yil önce yazilmis. El yazisi belli, bir kadina ait.. Sol köseye bir çiçek resmi çizilmis.
"Sevgili Michael" diye bagliyor mektup.. ve "Annesi yasakladigi için onu bir daha göremeyecegini" anlatarak devam ediyor..
"Ama sakin unutma, seni daima sevecegim" diye bitiyor..
Imza.. Hannah!..
Içimden bir ses "Bul" dedi bana.. "Mektubun sahibini bul.."
Milyonla Michael var. Hangi birini bulacaksin ki.. Ama tepedeki "Iade" adresi ipucu olabilir. Telefon Istihbarati aradim. Anlattim..
"Bu adrese bagli bir telefon varsa, bana verebilir misiniz" diye.. Sustu..
Gidip müdürüne sordu..
"Var ama, size vermem yasak.. Ama sizin adiniza bu numarayi arar, sorarim. Isterlerse size baglarim.. Lütfen bekleyin.."
Bekledim.. Iki üç dakika sonra kizin sesi geldi..
"Bagliyorum efendim.."
Karsidaki hanima "Hannah diye birini taniyor musunuz ? " diye sordum.
"Bu evi, 30 yil evvel, Hannah diye kizlari olan bir aileden aldik" dedi.
"Peki yeni adreslerini biliyor musunuz?.."
"Hannah annesini bir huzurevine yatiracakti. Oradan takip ederseniz,belki adres bulursunuz.."
Ve huzurevinin adini verdiler.. Hemen aradim.. Yasli anne yillar önce ölmüs.. Ama kizina ait eski bir telefon numarasi var. Belki oradan bilirlermis..
"Bunlarin hepsi aptalca aslinda" dedim kendi kendime.. Içinde sadece 3 dolar ve 60 yil önce yazilmis bir mektup bulunan cüzdanin sahibini aramak için bunca zahmete ne gerek var ki.. Aradim numarayi..
Bir kadin "Simdi Hannah'nin kendisi bir huzurevinde" dedi ve numarayi verdi. Hemen orayi çevirdim..
Bingo..
Ses "Evet, Hannah burda yasiyor" dedi..
Gecenin saat onu, ama hemen yola çiktim, Hannah'yi görmek için..
Devasa bir binanin üçüncü katinda sirin bir oda.. Gümüs saçli, sicak tebessümlü bir yasli kadin.. Gözlerinin içi isil isil ama..
Anlattim olanlari.. Cüzdani ve mektubu gösterip.. Derin bir iç çekti mektuba bakarken ve
"Genç adam" dedi, "Bu mektup, Michael ile son kontagimdi.. Onu öyle seviyorum ki.. Sean Connery gibi yakisikliydi.. Hani su meshur aktör.. Ama ben 16 yasindaydim.. Çok küçügüm diye annem kesinlikle izin vermedi.."
Derin bir nefes daha..
"Michael Goldstein harika bir insandi. Eger bulabilirseniz ona söyleyin lütfen.. Onu hep düsündüm.. Hep.."
Bir ufak sessizlik.. Bir derin nefes daha..
"Ve onu hep sevdim.."
Iki damla yas damladi elindeki mektuba, islanan gözlerden..
"..Ve hiç evlenmedim.. Michael gibi birisini bulamadim ki.."
Hannah'ya tesekkür edip odadan çiktim. Binadan çikarken danismada beni karsilayan kiz
"Hannah Hanim yardimci olabildi mi size?" dedi..
"Hiç degilse bunun sahibinin soyadini ögrendim" dedim..
Cüzdani elimde sallayarak.. O sirada yanimda dikilip duran hademe bagirdi..
"Hey baksana.. Bu Bay Michael'in cüzdani.. Üzerindeki bu kirmizi seritten onu nerde görsem tanirim.. Cüzdanini hep kaybederdi zaten.. Üç kere ben buldum, koridorlarda.."
Michael sekizinci katta yasiyordu.. Ok gibi firladim tekrar asansöre.. Michael yatmamisti.. Okuma odasinda kitap okuyordu.. Hemsire beni ve elimdeki cüzdani gösterdi.. Michael elini arka cebine atti, hizla.. Sonra sevinçle
"Evet bu benim cüzdanim" dedi..
"Ögleden sonraki yürüyüs sirasinda kaybetmis olmaliyim.. Size tesekkür borçluyum.."
"Hiçbirsey borçlu degilsiniz" dedim..
"Ama özür dilerim.. Ipucu bulmak için açtim ve içindeki mektubu okudum.."
"Mektubu mu okudun?.."
"Sadece okumakla kalmadim.. Hannah'yi da buldum.."
"Buldun mu?.. Nerde?.. Iyi mi?.. Hala eskisi gibi güzel mi.. Söyle, lütfen söyle.."
"Çok iyi.. Hem de harika" dedim, yavasça..
"Bana onun telefon numarasini ver. Yarin onu hemen arayacagim.."
Elime simsiki sarildi..
"O benim tek askimdi.. Onu öyle sevdim ki, asla evlenmedim.. Çünkü bu mektup geldiginde hayatim, anlamsal olarak bitmisti."
"Bay Goldstein" dedim.. "Gelin benimle.."
Asansörle üçüncü kata indik.. Odanin kapisi açikti. Hannah sirti kapiya dönük televizyon izliyordu.. 
Hemsire ona yaklasti, omzuna dokundu..
"Hannah" dedi.. "Bu bayi taniyor musun?.."
Gözlüklerini ayarladi bir an bakti, tek kelime etmeden..
"Michael" dedi, Michael, kapida, kisik sesle..
"Hannah.. Ben Michael.. Beni tanidin mi?.."
"Michael" diye yutkundu Hannah.. "Inanmiyorum.. Bu sensin.. Benim Michael'im.."
Michael Hannah'ya dogru yürüdü yavasça.. Sarildilar. Hemsire hiçkiriklar içinde koridora atti kendini..
"Iste tanrinin sevgisi de bu" dedim..
"Olacaksa.. Olur.."
Üç hafta sonra beni huzurevinden aradilar. Pazar günü bir nikah vardi..
Gelebilir miydim?..
Harika bir nikah töreni idi. Hannah ve Michael beni nikah sahidi yaptilar üstelik.
Hannah açik bej elbisesi içinde çok güzeldi.. Michael de lacivert takimi içinde hala çok yakisikli..
Huzurevi onlara, bir minik daire tahsis etti..
Eger 76 yasinda bir gelinle 79 yasindaki bir damadi, 16 yasinda bir kiz, 19 yasinda bir delikanli havasinda görmek isterseniz, orayi ziyaret etmeniz gerek..
Nerdeyse 60 yil süren bir ask hikayesi için, ne güzel bir son degil mi?...

Alıntıdır...

Bu Kadar mı Diyordu. Bu Kadar mıydı Sevgin ?

Bu Kadar mı Diyordu. Bu Kadar mıydı Sevgin ?

Ya Ne Sandın Seni Sevdiğimimi ? Dedi DELİKANLI 

Kız Yıkılmıştı. İşte Tam O Anda Birşey Söyleyemedi.
Ağlıyordu Telefonda Sessizce.
Bi Ara " DELİKANLI " Kızın Hıçkırıklarını Duydu ..

- Ne O Yoksa Ağlıyormusun ? Değer mi ?
Senin Ayrıldığını Söyleriz İnsanlara.
Benim İçin Fark Etmez .

Genç Kız Hıçkırıklar İçinde Çıkan Boğuk Sesiyle Bardağı Taşıran Son Söze Dayanamadı.

Anlamadın mı Sersem Sen veya Ben Ne Farkeder ?
Ayrılığımıza Ağlıyorum ..

DELİKANLI Sustu

Oysa Genç Kız Bunları Söylerken Onu SEVİYORDU
Daha Öncede Sevmişti.
Hep sevecekti ama Yapacak Bir şey Yoktu ...

Bu Sözler Karşısında Direnen Gururu Vardı.
" GURUR ve SEVGİ " Ne Kadar Ters Kelimeler ve Sonunda " SEVGİ " Terazide Ağır Bastı.
Telefonu Kapatırken " DELİKANLI " Soğuk Bir Sesle ;

Elveda .

Genç Kız ise Gururunu Ayaklar Altına Alarak Son Bir Defa ;

SENİ SEVİYORUM Dedi.

Telefonu Kapatırken " DELİKANLI " Düşündü ..
Niye Niye Yapmıştı ?
Oysa Onu Oda Seviyordu ve Bunu İtiraf Etmek İçin Tekrar Aradı ..
Fakat Telefon Vevap Vermedi.
Genç Kızın Evine Gitti.
Kalabalık Vardı.
Şaşırdı.
Acı Bir Siren Seriyle İrkildi ...
Biraz Sonra İçeriden Ağızının Kenarında Kan Bulunan SOĞUK BİR CESET Çıktı.
Delikankı Yıkılmıştı ve Gözyaslarını Tutamadı.

Elveda Dememişti ...

UYAN UYAN UYAN

Dediysede Duymadı Genç Kız.
Bir ara Delikanlı Kızın Elindeki Kurumuş Kağıdı Gördü
Buğulanmış Gözlerini Silerek Kağıdı Okudu ve Genç Kız Şöyle Yazmıştı:

TÜM SEVENLERE İBRET OLSUN

Son Pişmanlıklar Fayda Vermiyor ..
Durmayın Varsa İçinizde Küçük Bir Alev
Gidin Haykırın Sevdiğinize ..
Aşk da Gurur Sadece Geleceğinizde ki
Mutlulugu Yok Eder. Keşke Dememek İçin
Şimdi Sevdiklerinize Ulaşın ...



Alıntıdır...

Sana Olan Sevdamdan Değil Kaderimden Kaçıyorum...

Sana olan sevdamdan değil...
Kaderimden kaçıyorum.

Kendime Yanlızlığı 
Sana Benim Olmadığım 
Bir hayat Bırakıyorum...
Duygularımı İçime Atıyorum
Sensizlikle Birlikte 
Ben Sana Olan Sevdamdan değil
Kaderimden kaçıyorum... 
Sensizliği Kendime Mahkum Ediyorum..
Adını Kazıyorum Gönlüme 
Sensiz ve Sessiz Bir Kadare
Sensiz Bir Ömüre...


(OsmanlıTugrası)

Ferhat İle Şirin Gerçek AŞK Hikayesi

Ferhat ile Şirin hikayesi

Hüsrev - ü Şirin, ya da Ferhat ile Şirin adlarıyla İran'lı ve Türk divan şairlerince mesnevi biçiminde yazılmış olan bu halk öyküsü, Orta Asya, Azerbaycan, İran, Türkiye ve Balkanlar'da ülkelere ve yörelere göre bazı değişikliklere uğramış olarak yüzyıllardır anlatılmaktadır. (Khusraw o Shirin: 1177 - 1181)

Amasya ve Gaziantep - Sakçagözü'nde bulunan figürler Anadolu'da geçen haliyle Ferhat İle Şirin'in Amasya ile ilintisi bulunmaktadır. Öykünün en eski Türkçe baskısı 1854 yılında, yeni harflerle de 1930 yılında yayımlanmıştır.

Konusu Azerbaycan'da Erzen kentinin kadın hükümdarı Mehmene Bânu kız kardeşi Şirin için bir köşk yaptırmıştır. Köşkü süsleme işini o yörenin en usta süslemecisi Ferhad'a (Nakkaş'a) verirler.

Ferhad, çalışırken Şirin'i görür ve ona âşık olur. Sarayları süsler, ve fırçasından dökülen zarafetin Şirin'e olan duygularının ifadesi olduğu söylenir.

Mehmene Bânu da Ferhad'ı sevmektedir, bu nedenle Şirin'le evlenmesini istemez, karşı çıkar.

Ferhad bir gezi sırasında Amasya kentinin hükümdarı Hürmüz Şah ile tanışır. Hürmüz Şah Ferhad'ın başına gelenleri dinleyince onu yanına alır.

Birlikte Erzen'e giderler. Hürmüz Şah, Şirin'i Ferhad için Mehmene Bânu'dan ister. Mehmene Bânu karşı çıkınca iki hükümdar birbirlerine savaş açarlar.

Savaş sırasında Hürmüz Şah'ın oğlu da Şirin'e âşık olur. Savaş sonunda yenilen Mehmene Bânu her şeyi bırakarak kaçar.

Şirin Amasya'ya getirilir. Oğlunun da Şirin'e âşık olduğunu öğrenen Hürmüz Şah güç durumda kalır. En sonunda Ferhad'a başarılması imkansız bir iş verir ve bu işi başarması koşuluyla Şirin'e kavuşabileceğini söyler.

Ferhad, Amasya yakınlarındaki bir dağı delecek ve kente oradan su getirecektir.ve ancak bu işi başarırsa Şirin'le evlenebilecektir.

Ferhad büyük bir coşku ile işe koyulur ve bir süre sonra işin sonuna yaklaşır. Ferhad'ın bu işi başaracağını anlayan Hürmüz Şah, çalıştığı bir dağda Ferhad'a yaşlı bir kadınla Şirin'in öldüğü haberini yollar.

Bu yalan habere inanan Ferhad, Şirin'in ölüm acısına dayanamaz ve dağları deldiği gürzünün canına kıymak amacıyla havaya fırlatır ve yere düşen gürzün altında intihar eder.

Ferhad'ın ölüm haberini alan Şirin de bir hançerle kendini öldürür. İki sevgiliyi yan yana gömerler.

Ferhad ile Şirin'in mezarı

Bir söylence niteliği kazanan bu öyküye göre her bahar Ferhad'ın mezarı üstünde kırmızı bir gül, Şirin'in mezarı üstünde beyaz bir gül ve iki gülün arasında da bir diken biter. Ferhad ile Şirin'i sonsuza kadar ayıran bu diken kimine göre Mehmene Bânu, kimine göre Ferhad'a yalan haberi getiren yaşlı kadındır.

Leyla ile Mecnun Gerçek AŞK Hikayesi

Leylâ ile Mecnun, Arap efsanesine dayanan klasik aşk hikâyesidir.


Nizami başta olmak üzere birçok kişi tarafından işlenmiş olan konuyu Fuzulî,1535 yılında mesnevî türünde kaleme almıştır. Eser hala çok kıymetlidir. Mesnevî tarzına ve Türk diline yenilik getirmiştir.



Bu aşk hikayesinin konusu şöyledir: 



Leyla ve Kays(Mecnun’un asıl adı) ilkokul yıllarında birbirlerine âşık olmuşlardır. Kısa zamanda her yere yayılan bu aşkı duyan annesi Leyla’yı okuldan alır ve Kays’la görüşmesini yasaklar.



Ayrılık ıstırabıyla mahvolan Kays halk arasında Mecnun diye anılmaya başlar. Bu sevda yüzünden çöllere düşen Mecnun’a (Kays'a) birçok kişi Leyla’yı unutmasını söyler; ancak onun için kainat artık Leyla’dan ibarettir ve hiçbir şekilde bu aşktan vazgeçmez.



Hatta dedesi onu bu dertten kurtulmak üzere Allah’a yakarması için Kabe’ye götürür...



Ancak o tam tersine derdinin artması için dua eder. "Ya Rab belâ-yı aşk ile kıl âşinâ beni Bir dem belâ-yı aşkdan etme cüdâ beni." diye. Duâsı neticesi aşkı daha da çoğalır ve bütün vaktini çöllerde geçirmeye başlar.



Hem Leyla’nın hem Mecnun’un halleri gittikçe perişanlaşmaktadır. Ailesi Leyla'yı İbn-i Selâm isimli zengin ve îtibârlı birine verir. Bu zengin kişiyle nikahlandırılan Leyla, kocasından kendisini uzak tutmak için bir hikâye uydurur...



Ancak, Leylâ kendisini bir perinin sevdiğini ve eğer kendisine dokunursa ikisinin de mahvolacağını söyleyerek İbn-i Selâm' ı vuslatından uzak tutmayı başarır.



Mecnûn, çölde, Leylâ' nın evlendiğini arkadaşı Zeyd' den işitince çok üzülür. Leylâ' ya acı bir sitem mektubu gönderir. Leylâ da durumunu bir mektupla Mecnûn' a anlatır. Kendisini anlamadığından dolayı o da sitem eder. Bir müddet sonra Mecnûn' un âhı tutarak İbn-i Selâm ölür.



Dünyayla bütün bağlantısı kesilir ve sadece ruhuyla yaşar hale gelir Mecnun. O, çölde âhular, ceylanlar ve kuşlarla arkadaşlık etmektedir ve mecâzî aşktan ilâhî aşka yükselmiştir.



Leyla’nın ise vücudu da dahil olmak üzere bütün maddi varlıklarla ilişkisi bitmiştir.



Bir gün Leyla çölde Mecnunu bulur ama Mecnun onu tanımaz ve “Leyla benim içimdedir, sen kimsin?” der. Leyla, Mecnunun ulaştığı mertebeyi anlar ve evine geri döner ve üzerinden fazla zaman geçmeden Leyla hayata gözlerini yumar...



Mecnûn bir gün Leylâ' nın ölüm haberini öğrenir. Gelip mezarını kucaklar, ağlayıp inler; "Ya Rab manâ cism ü cân gerekmez Cânânsuz cihân gerekmez." Der, kabri kucaklayarak ölür.



Bir müddet sonra Mecnûn' un sâdık arkadaşı Zeyd Rüyasında, Cennet bahçelerinde birbiriyle buluşmuş iki mesut sevgili görür. Bunlar kimdir? diye meleklere sorunca, derler ki: "Bunlar Mecnûn ile onun vefalı sevgilisi Leylâ' dır. Aşk yoluna girip temiz öldükleri, aşklarını dünya hevesleriyle kirletmedikleri için burada buluştular." derler.



Bu mesnevide Fuzuli, dünyevi aşkı bir basamak olarak kullanıp onun üstünden maddeden ayrılıp tamamen ruha ait olan ilahi aşkı anlatır.




Ben Seni Uzaktan Sevdim...



BEN SENİ UZAKTAN SEVDİM... 

Seni hiç ulaşılamayacak dağların zirvesinde Koklayamayacağım bir çiçek olduğunu fark ettiğimde Tek bir şey düşündüm? Ben seni anca halleyerimde rüyamda sevebilirdim..Sana Benim Uzanabilme Sana benim Yaklaşabilme ihtimalim dahi yoktu.. Sen dağların tepesinde ender açan kartnesi çiçeklerindendin..

Seni kaybetmek istemediğim de dem vurdum yüreğime sevgime , anlatamadım çağlayan olup coşamadı gönlümdeki dizeler senin için boğazıma dizildi kelimeler seni kaybetmekten  Korktuğum için...Belkide Gidişim Bu Yüzden Belki Senden Uzak Kalışım Bu Yüzden... 

Ben Seni Böyle Uzaktan Sevdim Sevdam... 
Ben Sana Ulaşabilmeye Hayalini Sevdim , 
Bir gün resmin aydınlattı odamı , 
Bir gün sözlerin , 
Sokaklara sormadım seni , 
çünkü ben seni uzaktan Sevdim seni Sevdam... 

Yazan : OsmanlıTugrası