Gönülden Gönüle Giden Nağmelerdir SÖZLER ve Şiirler.. Gönlünüzden sevgi eksik olmasın...
Yazı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yazı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
23 Temmuz 2012 Pazartesi
Kırılan Kalplere DEĞMEZ
Evet arkadaşım! Gülmek varken surat asmak niye, güldürmek varken ağlatmak niye, güzel sözler söylemek varken, kalpleri kırmak niye? Hayat çok kısa arkadaşım ve bu dünyadaki hiç bir şey kırılan kalplere değmez... ( Alıntıdır)
31 Mart 2012 Cumartesi
Aşkın Türleri
İlk aşk
Ne yaparsanız yapın, ilk
aşkınızı unutmanız mümkün değildir. Yıllar sonra dönüp, "ben ona nasıl
aşık olmuştum acaba" diye pişmanlıkla karışık garip bir duygu da
yaşayabilirsiniz, olsun. O, size ilk aşkı tattırmış, en önemli yaşam
tecrübelerinizden birini yaşatmıştır. Aranızda geçenler acı bile olsa, dönüp
minnetle anacağınız biri hep var olacak. Daha ne olsun?
Yıldırım aşk
Var mı yok mu
tartışmasının içinde değiliz. Diyelim ki var. Demek ki bazılarının duyguları
yağmur olup yağabiliyormuş. Yıldırım aşkla başlayıp yıllar süren beraberlikler
de var üstelik. Barda oturan kadını/erkeği görüp "bu akşam nasıl yatağa
atarım?" diye düşünenlerden bahsetmiyoruz elbette. Sözünü ettiğimiz gerçek
yıldırım aşk. Tek dikkat edilmesi gereken, sürekli yıldırım aşka tutulanların
genellikle kendi yarattıkları illüzyonun peşinden koşmaları, gerçekle
karşılaştıklarında da yeni bir illüzyon yaratmalarıdır.
Olanaksız aşk
Bazen yolda yürürken
rastlarız, bazen en yakınımızda bulunabilirler. "Bu ikisi bir araya nasıl
gelmiş?" diye düşünürüz. Kendi başımıza geldiği de olmuştur, pedini sağa
sola bırakan bir kadın ya da televizyondaki futbol maçını seyrederken daha önce
hiç duymadığınız küfürler eden bir adam. Aman Allahım?" dersiniz. Ama
olmuştur bir kere. Her aşkın olanaksız bir tarafı vardır gerçi, çoğunlukla
bunları görmemeyi yeğleriz. Ama bu olanaksız taraflar bazen o kadar ağır basar
ki, aşkın hem kaynağı, hem iddiası, hem motorize gücü, hem de terminatörü
olurlar.
Yasak Aşk
Men edilmiş, engellenmiş
ve çoğu zaman da yasadışıdır. Ama aşığın gözü görmez ki... Belki de aşkı aşk
yapan bu "illegal" tarafıdır. Kimbilir?
Platonik Aşk
Onu görmek bile sizi heyecanlandırırken, o sizin yanınızdan,
geçip gider. Siz heyecandan sapır sapır titrerken, o işiyle meşgul olur. O
sizin için hayatınızdaki en önemli kişiyken, siz onun için sıradan
birisinizdir. Hem aşık hem de salak hissedersiniz kendinizi...
Davranışlarından, konuşmalarından işaretler alıp, umutlanır, bozulur,
küsersiniz. İnsanın bir kereliğine bu duruma düşmesi, tecrübesizlikle
yorumlanıp, bağışlanabilir. Ancak, bir kereden fazla başınıza geldiyse, oturup
kendi hakkınızda düşünmenizde yarar var.
Sende Hangi Aşk Var ? Sen hangisini Yaşadın Yaşıyorsun ?
Her İlişki Bir Bahçeye Benzer
Her ilişki bir bahçeye benzer. Eğer yeşerip
gelişmesi isteniyorsa, düzenli olarak su verilmelidir. Beklenmedik hava
değişiklikleri kadar mevsimleri de dikkate alarak özel bakım
gösterilmelidir.Yeni tohumlar ekilmeli ve yabani otlar ayıklanmalıdır.Tıpkı bunun
gibi, aşkın büyüsünü canlı tutmak için de, mevsimlerini anlamalı ve aşkın
kendine özgü ihtiyaçlarını doyurmalıyız.
Aşık olmak, ilkbahar
gibidir.Sonsuza dek mutlu olacakmışız gibi bir duyguya kapılırız.Eşimizi
sevmemek aklımızın ucundan bile geçmez.Bu bir saflık dönemidir.Aşk ölümsüz gibi
görülür. Her şeyin kusursuz sanıldığı ve tıkır tıkır işlediği büyülü bir
dönemdir bu. Eşimiz tıpatıp bize uygun görünür.Hiç çaba harcamaksızın, uyum
içinde dans ederiz ve şansımızın yüzümüze gülmesinin tadını çıkarırız.
Aşkımızın yaz mevsimi
boyunca eşimizin sandığımız kadar kusursuz olmadığını ve ilişkimiz üzerinde
çalışmamız gerektiğini anlarız. Eşimiz sadece başka gezegenden gelmiş olmakla
kalmaz, hata yapan, bazı bakımlardan aksayan bir insan olarak da karşımıza çıkar.
Sürtüşmeler ve düş kırıklıklları belirmeye başlar; yabani otların kökünden
sökülmesi ve yakıcı güneş altındaki bitkilerin fazladan sulanması gerekir.Artık
aşkı vermek de, gereksindiğimiz aşkı almak da, o kadar kolay değildir. Her
zaman mutlu ve sevgi dolu
olmadığımızı görüp anlarız. Bizim aşk konusunda düşlediğimiz tablo değildir bu.
Birçok çift, bu
noktaya geldiğinde düşkırıklığına uğrar. Bir ilişki üzerinde çalışmak
istemezler.Hiç de gerçekçi olmayan bir tutumla, hep ilkbahar olmasını beklerler.Eşlerini
suçlarlar ve pes ederler. Aşkın herzaman kolay olmadığını, arasıra sıkı bir
çalışma ve sıcak bir güneş istediği gerçeğini görmezler. Aşkın yaz mevsiminde,
kendi sevgi ihtiyacımızı olduğu kadar eşimizin ihtiyaçlarını da doyurmamız
gerekir.Bunlar kendiliğinden gerçekleşmez.
Yaz mevsimi boyunca
bahçemize iyi baktıysak, bu sıkıcı çalışmanın sonucu olarak hasadımızı
alırız.Güz mevsimi gelmiştir.Bu altın bir çağdır, zengin ve doyurucu. Gerek
kendimizin, gerese eşimizin kusurlarını kabullenen ve anlayışla karşılayan
daha olgun bir aşktır yaşadığımız.Bir şükran ve paylaşma zamanıdır bu.Yaz boyu
sıkı çalıştığımız için, şimdi dinlenebilir ve yarattığımız aşkın tadını
çıkarabiliriz.
Sonra hava yeniden
değişir ve kış bastırır.Kışın o soğuk, verimsiz ayları boyunca doğa kendini
tümüyle içine çeker, kapanır.Bu bir dinlenme, düşünme ve yenilenme zamanıdır.
İlişkilerde de çözümlenmemiş acılarımızla veya gölge benliğimizle yüzleşme zamanıdır.
Kapağımızın açılıp acı dolu duygularımızın ortaya döküldüğü zamandır.Aşk ve
doyum için eşimizden çok, kendimize bakmaya gereksinme duyduğumuz, kendi
kendine gelişim zamanıdır.Yaraların iyileşmesi, acıların dindirilmesi
zamanıdır.Erkeklerin mağaralarına çekilip kışladıkları ve kadınların
kuyularının dibine indikleri zamandır bu. Aşkın karanlık kış mevsimi boyunca
kendimizi sevdikten ve iyileştirdikten sonra, ilkbahar ister istemez geri
gelecektir.Yeniden umut, sevgi duyguları ve olanakların bolluğu bizi
sevindirir. Kış boyu kendi kendimizi iyileştirdiğimiz ve ruhumuzu araştırdığımız
için, artık yüreklerimizi açabilecek ve aşkın ilkbaharını yaşayabilecek duruma
gelmişizdir.
Yazarı Bilinmiyor....alıntıdır...
27 Şubat 2012 Pazartesi
Twitter Dostlarına
Şu anda yazmış olduğum yazılar , şiirler ve sözlerim twitter dada paylaşılıyor olup , yanlız ben çeşitli sebeplerden dolayı online olamamaktayım.. Kısa Süre İçinde Aranıza katılacağımı umuyorum..Saygı Ve sevgilerimle..
OsmanlıTugrası.
Not: OsmanlıTugrasının Şiir Defterinden Şiirleri ve Yazıları OsmanlıTugrası Adına Bloğu Aracılığıyla Yayınlanmaya Devam Edecektir..Sevgilerimizle.. ( Osmanlı Sevdalıları )
OsmanlıTugrası.
Not: OsmanlıTugrasının Şiir Defterinden Şiirleri ve Yazıları OsmanlıTugrası Adına Bloğu Aracılığıyla Yayınlanmaya Devam Edecektir..Sevgilerimizle.. ( Osmanlı Sevdalıları )
20 Ocak 2012 Cuma
Aşk kimyamızı nasıl değiştiriyor
Kime ve niye aşık oluruz? Aşık olunca niye heyecanlanır, aklımızdan o kişiyi istesek de neden silip atamayız?
Aşık olan kişiler; kalbin daha hızlı çarpması, yüzün kızarması ve ellerin terlemesi gibi tepkiler veriyor. Bu durumdan vücutta salgılanan dopamin, noradrenalin ve feniletilamin sorumlu.
Dopamin yoğun mutluluk, yoksunluk ve bağımlılıkta önemli rolü oynuyor. Madde ve bazı ilaç bağımlılıklarında da etkili bir hormon. Noradrenalin adrenaline benziyor.
Adeta ayakları yerden kesiyor ve kalp çarpıntısına neden olup heyecan yaratıyor. Aynı zamanda dikkat, kısa süreli hafıza, hiperaktivite, uykusuzluk ve hedefe yönelik davranıştan sorumlu. Yüksek dopamin seviyeleri noradrenalin ile ilişkili.Aşk iksiri dopamin ve noradrenalin karışımından
Rutgers Üniversitesi’nden, aşk üzerine araştırmalar yapan antropolog Helen Fisher, bu iki hormonun birlikte salgılanmasıyla sevinç, yoğun enerji, uykusuzluk, yoksunluk, iştah azalması ve artmış dikkate neden olduğunu ve aşık olunduğunda vücudun bu hormonlardan oluşan “aşk iksirini” salgılamaya başladığı belirtiyor.
Helen Fisher’in ekibiyle birlikte yaptığı bir fonksiyonel beyin görüntüleme çalışmasında, aşık olunan kişinin fotoğrafına bakıldığı anda yapılan çekimlerde, dopamin reseptöründen zengin beyin bölgelerinde kanlanma artışının olduğu saptanıyor.
Aşıkların beyni obsesif kompulsifler gibi
University College Londra’dan araştırmacıların yaptığı başka bir çalışmada, aşık olan insanların beyninde mutluluk hormonu olarak bilinen serotoninin azaldığı ortaya çıkmış. Bulunan düşük serotonin hormonu seviyelerinin, obsesif kompulsif (tekrar eden takıntılı davranış) bozukluk hastalarında ortaya konan serotonin eksikliği ile benzer olduğu için kişi, aşık olduğu insanı aklından çıkaramıyor.
Bağlanmadan sorumlu hormonlar bile var
Oksitosin ve vazopressin hormonlarının özellikle bağlanma ile ilişkili hormonlar. Dolayısıyla aşktaki bağlanmadan sorumlular.
University of California, San Francisco’dan araştırmacılara göre oksitosin hormonu, diğer insanlarla sağlıklı ilişki kurmak ve sürdürebilmek için gerekiyor.
Orgazm sırasında salgılanıyor ve duygusal bir bağın kurulmasını sağlıyor. Aynı zamanda doğum sırasında ve emzirme döneminde de salgılanıyor. Doğum eylemindeki kasılmalar oksitosin olmazsa başlamaz.
Doğumla bebeği önce anneden ayıran ancak doğumdan sonra tekrar anneye bağlayan hormondur. Doğumlardan sonra rastlanan olası bebek reddini ortadan kaldırır.
Emzirme sırasında da süt kanallarının daha iyi kasılmasını ve bebeğin daha kolay emmesini sağlar.
Vazopressin erkeklerde sosyal davranıştan özellikle başka erkeklere gösterilen saldırganlıktan sorumlu.
Ayrıca uzun süreli ve tek eşli ilişki ile ilişkili. Bu her iki hormonunun konsantrasyonu yoğun romantik bağlanmada, eşleşme sırasında ve seks yapıldığında yükseliyor.
Vazopressin ve Oksitosin reseptörleri beyin kökünün çeşitli bölümlerine dağılıyor ki bu bölgeler, aşk ve anne sevgisiyle aktive olur. Dr. Fisher oksitosin ve vazopressinin, dopamin ve noradrenalin yolakları ile çatışması nedeniyle bağlanmanın artmasıyla tutkulu aşkın söndüğünü belirtiyor.
Aşkın ömrü 3 yıl
Aşkın ömrü üzerinde uzun süreden beri tartışmalar devam ediyor. Ancak bilinen gerçek şu ki, tutkulu aşk zaman içinde azalıyor.
Yapılan bilimsel araştırmalarda aşkın ömrünün 2-3 yıl olduğu saptanmış. Aşk için gerekli olan dopamin, noradrenalin ve feniletamin gittikçe azalıyor.
Aşık olunan kişinin hataları birdenbire görünmeye başlanıyor. Aslında aşık olunan insan değişmiyor ancak aşık olan kişi mantık çerçevesinde değerlendirmeye başlıyor. Bu durumda iki seçenek çıkıyor kişinin karşısına; aşkınız bitiyor ya da sağlam bir ilişki haline dönüyor.
Eğer ilişki devam ederse endorfinler devreye giriyor ve huzur, güven gibi duygular ilişkiye ekleniyor. Seksle beraber oksitosinin salınması ile doyum ve bağlanma gerçekleşiyor.
Kendimize benzeyeni seçiyoruz
Yapılan bilimsel araştırmalara göre aslında kişiler eşlerini de kendisine benzeyen kişilerden seçiyor.
İskoçya’da Univercity of St.Andrews’da yapılan bir çalışmanın sonucuna göre, eş seçimi ile ilgili yapılan testlerde kişilerin, kendilerine gösterilen ve içinde yüzlerin olduğu fotoğraflardan, genellikle kendilerine benzeyenleri seçme eğiliminde olduğu saptanmış.
Görünüşte olduğu gibi kişilik seçiminde de kendi geçmişi -çoğunlukla aile ya da çocuklukta yakın olanlar- hatırlatan kişiler tercih ediliyor.
Aşk niye acı veriyor?
İlişki istendiği gibi gitmediğinde hayat kabusa dönebiliyor. Pek çok kişi hayatının bir döneminde sevdiği kişi tarafından reddedilme durumuyla karşılaşabiliyor. Özellikle geçmişinde büyük kayıplar yaşamış kişiler ayrılığa karşı daha duyarlı ve savunmasız olabiliyor.
Bu gibi durumda genel olarak kişide; umutsuzluk, öfke gibi duygular oluşuyor. Yalnızlık korkusu, karamsarlık, hayatı yaşamaya değer bulmama, hayatın anlamsızlığı, düşünülüyor.
Evden dışarı çıkmama, günlük hayatın aksaması gibi durumlarla karşılaşılıyor. Derin bir acı yaşanıyor. Ölüm düşünceleri, intihara eğilime kadar giden depresyon görülebiliyor.
Aşk sadece duygu mu?
Erken dönemde aşkın dopaminle ilişkili olduğunu düşünüldüğünde, aşkın yalın bir duygudan öte bir şey olduğunu anlaşılıyor.
Aşık olunan kişinin peşinden sürüklenmeye, sadece onu düşünmeye ve ona odaklanmaya iten güçlü bir “dürtü”. Bugüne kadar aşk adına yapılmış resim, tiyatro oyunu, edebi eserlere bakıldığında basit bir duygudan öte tüm yaşamı peşinden sürükleyen güçlü bir arzu olduğunu görülüyor.
Evrimsel yönünden düşünüldüğünde soy ve yaşam devamlılığını sağlayan itici bir kuvvet olduğu düşünülüyor. Tabii bu kadar güçlü bir itici kuvvetin karşısında durmak akıntıya tek dalla karşı gelmeye benziyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)